Alibeyköy Vadisi üzerinde sel sularına meydan okuyan piramidal ayakları ve çift katlı kemer yapısıyla dünya hidrolik mimarisinin zirvesi.
İstanbul'un bin yıllara yayılan topoğrafyasında her yapı, her sokak ve her taş kemer, kendinden önceki bir medeniyetin üzerine inşa edilmiş birer palimpsesttir. Mağlova Kemeri: Mimar Sinan’ın Dünya Su Mühendisliğine Bıraktığı Heykel başlığı altında incelenen bu tarihsel dosya, kentin yalnızca fiziksel dokusunu değil; aynı zamanda suyla, taşla, ahşapla ve toplumsal hafızayla kurulan derin bağı gözler önüne serer.
“Mağlova Kemeri — Kentin taşları yalnızca birer yapı elemanı değil, yaşayan imparatorlukların sessiz ve derin tanıklarıdır.”
Arşiv kaynakları ve çağdaş kentsel araştırmalar, bu mekanın Doğu Akdeniz'in kadim ticaret ve kültür rotalarında nasıl kilit bir rol oynadığını doğrulamaktadır. Ahşap ustalarının el işçiliğinden Sinan'ın akustik tonozlarına, Bizans sarnıçlarının loş derinliklerinden modern bienal sahnelerine uzanan bu süreklilik, İstanbul'un zamana direnen ruhunu temsil eder.
Günümüzde bu miras, hızla dönüşen metropol hayatının ortasında hem geçmişe açılan bir pencere hem de geleceğin kentsel tasarımına ilham veren bir manifesto niteliğindedir. Meet.İstanbul editoryal kurulu, bu monografı şehrin somut ve somut olmayan kültür varlıklarını koruma ve belgeleme programı kapsamında kayıt altına almıştır.